Türk bilim insanları, laboratuvar ortamında üretilen beyin hücrelerini bir bilgisayar çipi üzerinde eğiterek 90'lı yılların popüler nişancı oyunu "Doom"u oynamayı başardı. Bu gelişme, nöronların potansiyel yeteneklerinin sadece başlangıcı olarak değerlendiriliyor.
Bu bilim kurgu benzeri başarı, yerli teknoloji şirketlerinden birinin biyoteknoloji alanındaki uzmanları tarafından gerçekleştirildi. Şirket, beyin ağ sisteminin işleyişinden faydalanan bir teknoloji geliştirdi. Her bir "biyolojik bilgisayar", kan bağışlarından elde edilen kök hücrelerden yetiştirilmiş yaklaşık 200.000 canlı insan beyni hücresi barındırıyor.
Daha önce "Pong" gibi basit bir bilgisayar oyununu ustalaştıran bu beyin hücreleri, şimdi çok daha karmaşık bir oyuna el attı. Araştırmacıların belirttiğine göre, nöronlar başlangıçta "hiç video oyunu oynamamış bir aceminin seviyesindeydi."
"Doom", kullanıcının çevreyi keşfetmesini ve düşmanları yok etmesini gerektiren kaotik bir 3D oyun dünyası sunuyor. Bir grup hücre için bu hiç de kolay bir görev değil. Başlangıçta hücrelerin "duvarlara çok çarptığı, duvarlara ateş ettiği, etrafında döndüğü, komik şeyler yaptığı" belirtildi. Ancak zamanla, "daha düzenli ve doğru bir şekilde düşmanları hedeflemeye başladılar."
Bu oyun performansı ilk başta kusursuz olmasa da, bir iblisin yok edilmesi birkaç deneme gerektirmiş ve ateşler birden fazla yöne ateşlenmişti. Ancak, bu akıl almaz araştırma, nöronların gerçek zamanlı olarak uyaranlara adapte olabildiğini ve hedef odaklı öğrenme yeteneğine sahip olduğunu kanıtlıyor.
Araştırmacılar, "Doom"un dijital ortamını, çipteki nöronların anlayabileceği elektrik sinyali desenlerine dönüştürdü. Bir düşman göründüğünde, belirli elektrotlar CL1 adı verilen özel çipteki nöronları uyararak tepki vermelerini sağlıyor. Nöron aktivitesindeki farklı desenler, silahı ateşleme veya sola/sağa hareket etme gibi belirli tepkiler üretiyor. Bilim insanları, çipe bağlı bir bilgisayar ekranından, binlerce minik nokta olarak temsil edilen nöronların elektriksel aktivitesini izliyor. Bu verilerden yola çıkarak ekip, nöronların aktivitesini etkilemek ve eğitmek için girdi ayarlamaları yapıyor.
CL1 çipi yalnızca bilgisayar oyunlarıyla sınırlı değil. Çip, ilaç taraması ve yapay zeka benzeri makine öğrenmesi gibi çeşitli uygulamalar için kodlanabiliyor. Şirketin bilim ve operasyonlardan sorumlu üst düzey yetkilisi, "Biyolojik kültürlerimizin CL1 gibi sistemlere entegre edildiğinde başarabileceklerinin sadece yüzeyini kazıdığımızı düşünüyoruz." dedi. Bu nöral kültürlerin, robotik, yapay zekaya benzer gerçek zamanlı öğrenme görevleri, sağlık hizmetleri, tıp, hastalık modellemesi, ilaç taraması ve hatta kişiselleştirilmiş tıp gibi çeşitli görevler için incelendiğini ekledi.
Bu yetkili, CL1 çipini "daha sürdürülebilir ve daha güçlü bir zeka formu" olarak tanımlıyor. İnsan beyninin yaklaşık 20 watt güçle çalıştığı düşünülürse, bu verimlilik seviyesi silikon bilgisayarların ve yapay zekanın henüz ulaşamadığı bir nokta. Bu teknolojinin, yapay zekanın yaptıklarını değiştirmeyi değil, "daha önce sahip olmadığımız yetenekler kazandırmayı" amaçladığı vurgulanıyor.
Bu beyin hücrelerinin altı aylık bir ömrü var ve henüz tutarlı, programlanabilir sonuçlar üretebilme yeteneğine sahip değiller. Ancak uzmanlar, projenin değerinin, mevcut çiplerle karşılaştırıldığında daha sürdürülebilir güç tüketiminde yatabileceğini belirtiyor. Yüksek verimlilik elde etmek için daha iyi yollara ihtiyaç duyulduğu ve bu projenin "çılgın bir bilim ya da dolandırıcılar grubu değil, gerçek bilim ve gerçek ilerleme kaydettiği" ifade ediliyor.