415 milyon yıl önce yeryüzünde geziniyor olsaydınız, devasa bir akreple karşılaşma ihtimaliniz vardı. Uzunluğu bir metreyi aşan bu yaratık, tarihin bilinen en büyük akrebi olabilir.
İngiltere'deki araştırmacılar, yaptıkları kapsamlı yeni bir fosil çalışmasıyla, Praearcturus gigas türünün doğru tanımlamasını yaptılar. Bu devasa eklembacaklının fosilleri ilk olarak 1870'te İngiltere'de keşfedilmişti. Ancak bu canlının tam olarak ne tür bir yaratık olduğu konusunda uzun yıllardır bir tartışma söz konusuydu. Çeşitli ileri görüntüleme tekniklerinin yardımıyla, araştırmacılar bu tartışmanın artık sona erdiğini belirtiyor.
Bu devasa akrep keşfi, yaşamın karaya çıkışının erken dönemleri hakkında da önemli bilgiler sunuyor. O dönemlerde kara, küçük bitkiler ve mantarlarla kaplıydı ve hayvanlar ilk kez okyanuslardan karaya çıkmaya başlıyordu.
Doğal Tarih Müzesi'nden başyazar Richie Howard, "Praearcturus, karadaki yaşamın henüz yeni başladığı ve sürüngenler, memeliler ve kuşların atalarının henüz sudan ayrılmadığı zamanlarda yaşıyordu. Bu türün bu kadar büyümesinin nedeni, henüz karada başka büyük yırtıcıların olmaması ve böylece çevresinde hakimiyet kurabilmesi olabilir." ifadelerini kullandı.
Yapılan yeni analizler; kamera lucida izleri, bilgisayarlı tomografi taramaları ve Erken Devoniyen dönemine ait İngiltere'deki diğer fosil alanlarından elde edilen verilerle yapılan karşılaştırmaları içeriyor. Ayrıca, 2015 yılında Kanada'da incelenen ve Eramoscorpius adlı antik akrebe ait fosiller de yeni çalışmada referans alındı. Yapılan anatomik karşılaştırmalar, P. gigas'ın da bir akrep olduğuna dair kanıtlar sundu.
Araştırmacılar, bu akrebin kıskaçlarının 16 santimetre uzunluğunda olduğunu tahmin ediyorlar; bu, sadece kıskaçlarının bile pek çok günümüz akrep türünün tüm vücudundan daha uzun olduğu anlamına geliyor. Ekip, ayrıca uzuvlarında ses çıkarmak için kullanılmış olabilecek oluklu yüzeyler tespit etti. Bu, "stridülasyon" olarak bilinen ve diğer soyu tükenmiş akrep türlerinde de görülen bir yöntem.
Bu devasa akrep, suyun üzerindeki en korkutucu canlılardan biriydi. Ancak araştırmacılar, bu dev akrebin su içinde de zaman geçirdiğine dair kanıtlar bulunduğunu belirtiyor. Howard, "Karada Praearcturus'u destekleyecek karmaşık ekosistemlerin olmaması nedeniyle, bu hayvanlar muhtemelen yaşamlarının bir bölümünü suda avlanarak geçiriyorlardı. Galler'de bulunan bazı fosillerde, ıstakoz ve yengeçlerde bulunan epimera adı verilen kanat benzeri yapılar görüldü." dedi.
Kara yaşamı, sonradan ortaya çıkan diğer dev eklembacaklılar için çok daha farklı olacaktı: arabalar kadar büyük kırkayaklar ve yırtıcı kuşlar boyutunda yusufçuklar gibi. Onlar, büyük ormanlarda dolaşacak ve karşılaşacakları (ve yiyecek) çok daha fazla kara hayvanı olacaktı.
Artan av rekabetiyle birlikte, araştırmacılar P. gigas'ın bu fosillerin bulunduğu dönemin ardından 40 milyon yıl daha yaşayıp ardından Dünya'dan yok olmuş olabileceğini öne sürüyor. P. gigas'ın gerçekten bir akrep olduğu kesinleştikten sonra, gelecekteki çalışmalar ve fosil analizleri bu zaman çizelgesine daha fazla ayrıntı eklenmesine yardımcı olacaktır.
Bu bulgular, hayvanların okyanuslardan karaya geçiş dönemlerini inceleyen paleontologlar için de faydalı olacaktır. Özellikle eklembacaklılar söz konusu olduğunda bu geçişler daha da belirsizleşiyor.
Bugün yeryüzündeki akreplere kadar evrimin nasıl gerçekleştiğini anlamak, hangi antik canlıların ne zaman karada yaşadığını anlayarak daha iyi bir fikir edinmemizi sağlayacaktır.
Paleontolog Greg Edgecombe, "DNA dizilerinden elde ettiğimiz en iyi soy ağaçları, akreplerin örümcekler gibi kitapsı akciğerleri paylaşan diğer örümceğimsilere yakın akraba olduğunu gösteriyor. Bu da onların havayı soluyan bir atadan geldiğini öngörüyor. Eğer durum buysa, Praearcturus, ataları karaya çıktıktan sonra suya geri dönmüş bir hayvan örneği olabilir." dedi.
Bu araştırma Palaeontology dergisinde yayımlanmıştır.