Depresif bozukluk, dünya genelinde milyonlarca insanı etkileyen en yaygın ruh sağlığı sorunlarından biridir. Ne yazık ki, bu kişilerin önemli bir kısmı için uygulanan tedaviler yeterli fayda sağlamamaktadır. Bu durum, yeni tedavi yaklaşımlarının acil bir ihtiyaç olduğunu göstermektedir.
Yapılan yeni bir bilimsel çalışma, aralıklı theta-burst stimülasyonunun (iTBS) depresyon tedavisinde etkili bir seçenek olabileceğine dair umut verici bulgular sunmaktadır. Norveç'teki UiT Arktik Üniversitesi liderliğindeki bir ekip tarafından yürütülen ve JAMA Network Open'da yayımlanan araştırma, iTBS tedavisini bir plasebo (yapay tedavi) yöntemiyle karşılaştırdı. Bu tür kontrollü bir karşılaştırma, tedavinin gerçek dünya faydalarını daha doğru bir şekilde ortaya koymaktadır.
Çalışmanın en önemli bulgusu, iTBS tedavisi alan hastaların depresif belirti puanlarında belirgin bir iyileşme göstermesidir. Ancak, tedavi süreci ilerledikçe plasebo grubunda da bazı ilginç sonuçlar gözlemlenmiştir.
Araştırmacılar, yayınladıkları makalede, "Majör depresif bozukluğu olan yetişkinler üzerinde yapılan bu randomize kontrollü klinik denemede, günde bir kez uygulanan 10 seanslık sabit iTBS programının, tedavi aşamasında plaseboya kıyasla hekim tarafından değerlendirilen depresif belirtilerde daha büyük azalmalar sağladığı görülmüştür" ifadelerini kullanmaktadır.
Ancak ilerleyen süreçte beklenmedik bir durum ortaya çıkmıştır. iTBS, hastanın başına yerleştirilen bir bobin aracılığıyla çalışır. Bu bobin, kafatası yoluyla odaklanmış manyetik alanlar göndererek duygu ve yönetici işlevlerle ilişkili bir beyin bölgesi olan dorsolateral prefrontal korteksi aktive eder.
Çalışmaya, yaşları 22 ile 65 arasında değişen ve majör depresif bozukluk teşhisi konmuş 73 yetişkin katılmıştır. Katılımcılar iki gruba ayrılmıştır: 41 kişi iTBS tedavisi alırken, diğer 32 kişi ise beyne ulaşamayacak şekilde modifiye edilmiş bir bobin kullanılan, ancak görünüşte aynı olan bir işlem görmüştür. iTBS tedavisinin kolayca taklit edilebileceği dikkate alındığında, plasebo grubundaki katılımcılar da başlarındaki baskıyı ve duydukları sesleri aynı şekilde deneyimlemişlerdir.
Araştırmacılar, "Plasebo bobin, sargı konfigürasyonunda farklılık gösterir; bir halka ters çevrilerek dağınık ve zayıflatılmış bir manyetik alan oluşturulur. Bu alan, dahili koruma ile daha da azaltılır. Sonuç olarak, indüklenen alan, yüzeysel stimülasyon yoluyla karşılaştırılabilir işitsel ve kafa derisi hislerini korurken, kortikal stimülasyon için yetersiz kalır" şeklinde açıklamaktadır.
Günlük tedavilerin 5. ve 10. günlerinin ardından, iTBS grubunda hekimlerle yapılan görüşmelere dayanan depresyon skorlarında plasebo grubuna kıyasla belirgin bir iyileşme görülmüştür. Ancak, kendi bildirdikleri belirtilerde büyük bir fark gözlemlenmemiştir.
Tüm katılımcılar için tedavi 10 gün sonra durdurulmuştur. Dört hafta sonra yapılan takipte, araştırmacılar iTBS grubunun klinik depresyon skorlarının stabil kaldığını ve plasebo grubunun da ortalama olarak aynı iyileşmeyi göstererek arayı kapattığını tespit etmişlerdir.
Bu durum ilk bakışta garip görünebilse de, daha önceki çalışmalarda da benzer sonuçlar gözlemlenmiştir. Araştırmacılar, "Plasebo grubundaki belirgin belirti azalması, plasebo manyetik stimülasyonun (TMS) fizyolojik olarak etkisiz olmadığına dair önceki kanıtlarla uyumludur. Bunun yerine, belirti iyileşmelerine katkıda bulunan beklentiyle ilgili, duyusal ve bağlamsal etkiler gibi spesifik olmayan faktörleri içerebilir" diye belirtmektedir.
Bu bulgular, iTBS'nin kısa vadeli olumlu etkiler sağladığı ancak tedavi sona erdikten sonra bu etkinin aynı şekilde devam etmeyebileceği konusunda uzmanlara değerli bilgiler sunmaktadır. (Bu tedavi yönteminde genellikle daha uzun süreli seanslar uygulanmaktadır.)
Çalışma, plasebo etkisi açısından da dikkate değerdir. Buradaki iyileşmelerin tam olarak neyden kaynaklandığı kesin olmamakla birlikte, tedavi gördüğünü düşünmenin katılımcılara psikolojik olarak sağladığı motivasyonun rol oynamış olabileceği düşünülmektedir.
Bu sonuçlar, gelecekteki klinik denemelerin süresi, kontrol gruplarıyla tedavilerin nasıl karşılaştırılacağı ve son takip zamanlaması gibi konularda daha dikkatli bir kalibrasyon gerektirdiğini göstermektedir.
Araştırmacılar, "Klinik bir perspektiften bakıldığında, bu bulgular klinik yanıtı yorumlarken tedavi süresi ve takip önemini vurgulamaktadır. Tedavi süresi sonuçları şekillendirebilir; sabit, kısa tedavi kursları belirti iyileşmesini kolaylaştırabilir" şeklinde eklemektedirler.
Bu bilimsel araştırma, JAMA Network Open'da yayımlanmıştır.