Hiç düşündünüz mü, bir anda nasıl Aralık ayına ulaştık? Yılın bu kadar çabuk geçtiğini fark ettiğinizde kendinize, "Bu yıl nereye gitti?" diye sorduğunuz oldu mu? Bu durumun tamamen psikolojik bir yanı olduğu gibi, aslında oldukça bilimsel bir açıklaması da var. Zaman algımızın neden bu kadar esnek ve yanıltıcı olabildiğini anlamak için beynimizin zamanı nasıl işlediğine yakından bakalım.
Teknoloji ve bilim dünyasında sıkça karşılaştığımız 'zaman algısı' terimi aslında tam olarak doğru değil. Çünkü zaman, algıladığımız renkler, sesler veya kokular gibi dışarıda var olan bir şey değil. Bir rengi algıladığımızda gözümüze gelen ışığın dalga boyunu, bir sesi algıladığımızda kulağımıza ulaşan frekansını veya bir kokuyu hissettiğimizde burnumuza gelen kimyasal molekülleri nöronlarımızla algılarız. Ancak zaman için böyle 'zaman parçacığı' diye bir algılayıcı organımız veya doğrudan algılayabileceğimiz bir fiziksel veri yok.
Beynimiz Zamanı Nasıl Hesapl?
Beynimiz zamanı doğrudan algılamak yerine, onu çıkarımsar. Tıpkı bir saatin düzenli tik-tak sesleri gibi, beynimiz de olaylar arasındaki değişimleri takip ederek zamanın geçtiğini tahmin eder. Ancak beynimizin belirli, düzenli aralıklarla 'tik' sesi gibi çalışan bir mekanizması bulunmuyor. Zamanın ne kadar geçtiğini anlamak için beynimiz, bu aralıkta ne kadar çok şey olup bittiğini toplar.
Eğer bir zaman dilimini heyecan verici ve dolu dolu geçirirsek, o zaman dilimi bize daha uzun gelir. Örneğin, laboratuvar ortamında aynı süre boyunca gösterilen bir statik görüntüye kıyasla, titreşen bir görüntü daha uzun sürmüş gibi algılanabilir.
Bu durum, aynı zamanda çok yoğun ve travmatik olaylara (örneğin bir trafik kazası) tanık olanların zamanın yavaşladığını hissetmelerini de açıklar. Yapılan bir araştırmada, katılımcılardan yüksekten serbest düşüş yapmaları istenmiş. Deney sonrası bu korkutucu anı ne kadar sürede yaşadıklarını tahmin etmeleri istendiğinde, başkalarının düşüşünü izleyenlere göre ortalama üçte birden daha uzun bir süre bildirdikleri görülmüş. Yaşanan yoğun duygu durumu, dikkati artırarak beynin olayların gelişimine dair çok daha yoğun ve zengin anılar kaydetmesine neden olur. Sonrasında, bu olaylar sırasında ne kadar zaman geçtiğini tahmin etmesi istendiğinde, olağandışı yoğunluktaki bu anı kaydı, beynin zamanı olduğundan daha uzun algılamasına yol açar.
Zaman Uçuyor mu?
Kasım ve yılın geri kalanının neden bu kadar hızlı geçtiğini anlamak için, zamanı geriye dönük olarak değerlendirme (ne kadar zaman geçti?) ile anlık olarak hissetme (zaman ne kadar hızlı geçiyor?) arasındaki farkı ayırt etmemiz gerekiyor. Çocukların da bildiği gibi, dişçi koltuğunda beklerken zaman çok yavaş geçerken, yeni bir oyuncakla oynarken zaman hızla akar. Peki neden?
Burada da anahtar nokta, ne kadar çok şeyin olup bittiği ve özellikle nelere dikkatimizi verdiğimiz. Zamanın kendisine ne kadar çok odaklanırsak, zaman o kadar yavaş geçiyormuş gibi gelir. Tersi durumda ise, 'eğlenirken zamanın nasıl uçtuğu' sözü tam olarak doğru olabilir. Eğlenmek şart değil, bizi zamanın geçişinden alıkoyan herhangi bir şey yeterli. İster iş ister oyun olsun, zihnimizi meşgul ettiğimiz sürece zaman adeta su gibi akar gider. Ancak bir saate beş dakika boyunca sadece bakmaya çalışın, zihniniz başka yere akmadıkça sonsuz gibi gelir. Sıkıntı, zamanı inanılmaz derecede yavaşlatır.
Rutin, Yılları Uçuruyor
İleriye dönük ve geriye dönük zaman algısındaki bu farklılık, özellikle yaş ilerledikçe daha belirgin hale gelen "günler uzun, yıllar kısa" deyişini de açıklar. Gençken her şey yenidir: ilk okul günü, ilk ilişki, ilk iş. Bu yeni ve heyecan verici olaylar, beyinde zengin bir anı deposu oluşturur. Beynimiz geriye dönüp baktığında, çok şey olup bittiğini düşünerek zamanın uzun geçtiğine karar verir. Yaşlandıkça ise günlük işlerimiz daha rutin hale gelir: çocukları okula götürmek, işe gitmek, yemek yapmak. Daha önce yeni olan pek çok şey rutine bindikçe ilgi çekiciliğini yitirir. Sıkıcı işler zamanı yavaşlatarak günlerimizin sürüncemede geçtiği izlenimini yaratır.
Paradoksal olarak, bu rutinleşen ve daha az heyecan verici görevler, daha zayıf ve daha az canlı hafıza izleri bırakır. Bu nedenle yaşlanan beynimiz yılın başından bu yana ne kadar zaman geçtiğini çıkarmak için geriye baktığında, çok az şey olup bittiği sonucuna varır ve bu yüzden de uzun zaman geçmemiş gibi hisseder. Elbette, bunun zaten Aralık ayı olduğunu ve yılın nasıl uçup gittiğini merak ettiğimiz bilincimizle çelişmesi de cabası.
Peki Zamanı Nasıl Yavaşlatabiliriz?
Zamanı an be an yavaşlatmanın en kolay yolu, ancak hiç de tatmin edici olmayan bir yöntemdir: sıkılmak. Kırmızı ışıkta bekleyin, kafanızda on bine kadar sayın, tabiri caizse 'boyanın kurumasını izleyin'. Ancak geriye dönük zamanı yavaşlatmak biraz daha zorludur. Temel olarak, Aralık ayına geldiğinizde gösterecek bir yıllık anınız olduğundan emin olmanız gerekir.
Bunun bir yolu, anıların solmasını önlemektir. Bunu yapmanın en iyi yolu ise onları yeniden canlandırmaktır. Günlük tutun, anılarınızı yazın. Geriye dönüp bakın, hatırlayın. Anılarınızı canlı tutun, geçmişinizi de canlı tutmuş olursunuz. Yıl sonuna kadar bir yıllık anınız olduğundan emin olmanın diğer yolu ise biraz daha fazla inisiyatif gerektirir, ancak çok daha ilham vericidir. Yılın sanki uçup gitmiş gibi hissetmesini engellemenin en iyi yolu, onu yeni ve benzersiz deneyimlerin bol olduğu heyecan verici anılarla doldurmaktır. Bu yüzden keşfedin. Macera yaşayın. Asla unutamayacağınız çılgın bir şeyler yapın. İçsel saatiniz size teşekkür edecektir.