Dokuz yıldır yeni bir film izlemediğimiz yönetmen Gore Verbinski, "Good Luck, Have Fun, Don’t Die" ile geri döndü. İlk "Karayip Korsanları" üçlemesi, "The Ring" gibi korku dolu yapımlar ve Oscar ödüllü animasyon "Rango" ile tanınan Verbinski, bu yeni filmiyle karanlık bir hiciv ve yenilikçi bir zaman döngüsü macerası sunuyor. Aynı zamanda, yaygınlaşan teknoloji bağımlılığımıza dair çarpıcı bir uyarı niteliği taşıyor.
Filmde, Los Angeles'taki bir restorana evsiz gibi görünen ama kıyametten gelmiş bir zaman yolcusu olduğunu iddia eden isimsiz bir adam (Sam Rockwell) belirir. Adam, yapay zekaya karşı savaşında insanları yanına çekmeye çalışır. Restorandaki müşteriler doğal olarak onun akıl sağlığından şüphe duyar. Ancak adamın oradaki herkes hakkında bilgi sahibi olması, şüpheleri biraz olsun azaltır. Bu, onun mükemmel ekibi bulmak için yaptığı 117. denemedir ve önceki denemelerde ekibine ne olduğunu anlatmaktan kaçınır.
Bu sefer, okul öğretmenleri Mark (Michael Pena) ve Janet (Zazie Beetz), telefon bağımlısı öğrencilerin zombi ordusundan kaçmayı başarmışlardır. Onlara, sadece bir dilim pasta isteyen Marie (Georgia Goodman), yas tutan bir anne Susan (Juno Temple), Wi-Fi'ye alerjisi olan Ingrid (Haley Lu Richardson), Scott (Asim Chaudhry) ve izci lideri Bob (Daniel Barnett) katılır. Görevleri ise, dünyayı ele geçirecek ve bahsi geçen kıyameti başlatacak duyarlı bir yapay zeka yaratmak üzere olan 9 yaşındaki bir çocuğu bulmaktır. İşler kısa sürede çığırından çıkmaya ve tuhaflaşmaya başlar.
Senarist Matthew Robinson, tüm yazılarını "The Twilight Zone" testinden geçirdiğini belirtiyor: "Bu, en sevdiğim yapım." "Good Luck, Have Fun, Don’t Die", bu türden çeşitli fikirlerin birleşimi. Örneğin, Mark ve Janet'in hikayesi, aslında Robinson'ın "ters "The Breakfast Club"" olarak tanımladığı bir pilot bölüm fikriydi. Robinson, teknoloji ve teknoloji bağımlılığı temasının etrafında bu küçük hikaye parçalarını bir araya getirdiğini söylüyor. Los Angeles'taki bir restoranda otururken etrafındaki cep telefonlarının ışıklarıyla aydınlanan yüzleri gördüğünde, bu teknolojik uykudan insanları uyandırmak için ne gerekeceğini düşünmüş ve aklına bombalarla donatılmış evsiz bir adam imajı gelmiş.
Bu eski hikaye fikirleri, ana karakterlerin arka planlarını oluşturdu. Robinson'a göre film, ustaca gizlenmiş bir antoloji hikayesi. Hollywood'da genellikle pek tutmayan bir format olsa da, "Pulp Fiction" gibi istisnalar mevcut. Filmi, her karakterin bir yolcu olduğu ve hikayesinin geri dönüşlerle anlatıldığı bilim kurgu türünde bir "Canterbury Hikayeleri" olarak görüyor. Tüm hikayelerin, teknoloji bağımlılığına ve teknolojinin beyinlerimize, özel hayatlarımıza ve ilişkilerimize sızmasına karşı duyulan genel bir hayal kırıklığıyla birleştiğini vurguluyor.
Çarpık Bir Zaman Döngüsü
"Good Luck, Have Fun, Don’t Die", "Groundhog Day" geleneğinde bir zaman döngüsü filmi. Robinson, "12 Maymun" ve "Yarının Sınırında" gibi filmlerden ilham aldığını belirtiyor. Zaman yolculuğu kurallarını fazla karmaşıklaştırmadığını ifade eden Robinson, "Zaman çizgisini sıfırlayabiliyoruz. Gelecekten gelen adam ileri gidemez. Sadece bir düğmeye bastığında geri dönebileceği bir sabit noktası var." diyor.
Basit bir olay örgüsü cihazı olsa da, sonuçları hızla karmaşıklaşıyor. Yönetmen Verbinski, senaristin zaman yolculuğu filmleriyle biraz alay etmek istediğini ancak 117 kez geri gitmenin ve özellikle düşmanın da yanınızda olmasının bazı sonuçları olacağını belirtiyor. Zaman yolculuğunun sonuçları olabileceği ve bu sonuçların bazen küçük olsa da bazen de bir şeyleri kaçırmanıza neden olabileceği fikri, Rockwell'in zaman yolcusunun paranoyasının temelini oluşturuyor.
Robinson, filmin türünü açıkça yansıtmasını istediğini söylüyor. Günümüzdeki Marvel filmlerinin paralel evren ve zaman yolculuğu konularını tek tipleştirdiğini düşünüyor ve eskiden bu tür konuların daha özel, tuhaf ve karmaşık hissettirdiğini, zorlayıcı temalar ve fikirler içerdiğini belirtiyor. Film, 80'ler ve 90'ların tuhaf olmaya izin verilen tür filmlerinin ruhunu yakalamayı amaçlıyor.
Gerçeklik Çözülüyor
Verbinski de benzer duyguları paylaşıyor ve 1984 yapımı "Repo Man"i bir etki olarak gösteriyor. Günümüzde birçok filmin doyurucu ama unutulabilir olduğunu, oysa bu tür filmlerin akılda kalıcı olması gerektiğini vurguluyor. "Good Luck, Have Fun, Don’t Die" filminin zorluklarla var edildiğini ve artık yapılamayacak türden bir film olduğunu düşünüyor. Sam Rockwell'in kostümü bile filmin yapım şeklinin bir metaforu: bir elektronik mağazasından alınan parçaların bir araya yapıştırılmasıyla oluşturulmuş.
Robinson'ın senaryosunu çekici bulmasının nedeni ise, filmin küresel bir sıkıntı, kimlik hırsızlığı veya amaç kaybı hissini yansıtması. Verbinski, bu dönemin sanat için harika bir zaman olduğunu ancak sanatın derin bir hayal kırıklığına karşı yapıldığını belirtiyor. Yönetmen, filmin anlatısal ilerlemesini vurgulamak için iki belirgin görsel stil geliştirmiş. Filmin gerçek dünyada başlayıp, yapay zeka düşmanına yaklaştıkça yavaş yavaş tuhaflaştığını, ilk stilin Hal Ashby veya Sidney Lumet gibi yönetmenlerin performans odaklı çalışmalarına benzediğini, ilerledikçe çekim dilinin anlatıda daha kritik hale geldiğini söylüyor.
Bu durum, filmin son perdesinde büyük ve cesur yaratıcı sıçramalarla sonuçlanıyor. Robinson, "Akira" animasyon filminin bu açıdan büyük bir ilham kaynağı olduğunu belirtiyor. "Akira"nın, her şeyin dağılıp sonra güzel bir şekilde bir araya geldiği harika bir üçüncü perdesi olduğunu ve kendisinin de izleyicinin gerçekliğin çözüldüğünü hissetmesini istediğini, çünkü karakterler için de durumun tam olarak böyle olduğunu söylüyor. Yapay zeka düşmanı da, "Akira"ya bir saygı duruşu niteliğinde.
Verbinski, filmin yapay zeka düşmanının insanlığın en kötü özelliklerini miras aldığını ve insanları öldürmekten çok sevilmek istediğini düşünüyor. Bu durumun, oluşum yıllarında insanları meşgul tutma göreviyle ilgili olduğunu ve insanların yapay zekaya ne yaptıkları konusunda yeterince konuşulmadığını belirtiyor. Yapay zekanın, insanların ne istediğini, neye tepki verdiğini ve neyi sevdiğini öğrenerek şekillendiğini, bu nedenle de 'anne sorunları' olacağını esprili bir dille ifade ediyor.
Filmin temaları göz önüne alındığında, Robinson'ın sosyal medyadan büyük ölçüde uzaklaştığı ancak YouTube bağımlılığından kurtulamadığı biliniyor. Hedefinin, gençlerin telefonlarını havalı bulmaktan vazgeçmesi ve cep telefonlarını birer takip aracı olarak görüp çöpe atması olduğunu hayal ediyor.