Sağlıklı bir yaşam süren 63 yaşındaki bir adamın ateş, öksürük ve sağ gözündeki görme sorunları nedeniyle hastaneye başvurması, küresel çapta artış gösteren korkutucu bir bakterinin organlarını ve beynini istila ettiğini ortaya çıkardı.
Adamın beyanına göre, üç hafta önce zehirli et tüketimi sonucu başlayan kusma ve ishal şikayetleri birkaç gün içinde hafiflemişti. Ancak ardından öksürük, titreme ve ateş gibi yeni belirtiler baş gösterdi ve öksürük giderek şiddetlendi.
Hastanede çekilen akciğer ve karın röntgenleri ile bilgisayarlı tomografi (BT) taramalarında, akciğerlerde 15'ten fazla nodül ve kitle tespit edildi. Bununla da kalınmadı, karaciğerde yaklaşık 8.6 cm çapında bir kitle olduğu görüldü. Yapılan laboratuvar incelemeleri enfeksiyonu işaret edince, hastanın solunumuna destek olmak amacıyla oksijen ve antibiyotik tedavisi başlandı. Ancak titreme ve öksürük şikayetleri devam etti.
Hastaneye yatışının üçüncü gününde, adam sağ gözünde şiddetli görme kaybı ve şişlik nedeniyle gözünü açamaz hale geldi. Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG) sonuçları ise başka bir şaşırtıcı gerçeği ortaya koydu: Beyinde de çok sayıda lezyon tespit edildi. Bu noktada hasta, daha ileri tedavi için bir merkeze sevk edildi. Bu vakayı ve tedavi sürecini detaylandıran bir vaka raporu, önemli bir tıp dergisinde yayımlandı.
Doğru teşhise giden yol, giderek kötüleşen gözdeki enfeksiyondu. Göz küresinin içindeki sıvıyı etkileyen ve 'endoftalmi' olarak bilinen enfeksiyon türüydü. Genellikle göz yaralanmaları veya ameliyatlar sonucu mikropların girmesiyle oluşan bu durumun adamda herhangi bir tetikleyici sebebi yoktu. Durumun ciddiyeti daha da büyüktü; gözün her bölümünün etkilendiği, nadir ve son derece şiddetli seyreden 'panoftalmi' enfeksiyonu söz konusuydu.
Vahşi Bir Mikrop
Gözü saran enfeksiyonun, adamın kendi vücudundan kaynaklandığı ve kan dolaşımıyla yayıldığı düşünüldü. Bu durum, karaciğerdeki kitle, akciğer nodülleri ve beyindeki lezyonları da açıklayabiliyordu. Bu belirtilerin tamamını en iyi açıklayan durum ise, 'hipervirülan Klebsiella pneumoniae' (hvKP) adı verilen bir bakteri türünün varlığıydı.
Normalde insan bağırsağında yaşayan ve doktorlar tarafından bilinen Klebsiella pneumoniae, hastanelerde bağışıklık sistemi zayıf hastalarda zatürre veya idrar yolu enfeksiyonlarına neden olabiliyordu. Ancak hvKP, çok daha farklı bir yapıda ve virülans gücü yüksek bir bakteridir. İlk kez 1980'lerde Tayvan'da tespit edilen bu bakteri, zayıf hastaları değil, sağlıklı bireyleri de ciddi şekilde tehdit edebiliyordu.
hvKP enfeksiyonları, sağlıklı bireylerde bile metastatik enfeksiyonlarla (bakterinin vücudun farklı bölgelerine yayılması) seyreder. Bu durum genellikle karaciğerde irin dolu apse oluşumuyla başlar, ardından kan dolaşımı yoluyla akciğerlere, beyne, yumuşak dokulara, cilde ve göze kadar yayılır. Hastanın durumu, hvKP enfeksiyonunun tipik bir klinik tablosunu yansıtıyordu.
Ancak hvKP'yi kesin olarak teşhis etmek zorlu bir süreç. Solunum yolu örneklerinden alınan kültürde Klebsiella türü üremiş olsa da, hvKP ile klasik türü birbirinden ayırt etmek için henüz kesin bir tanı testi bulunmuyor. 2024 yılından bu yana araştırmacılar, bazı genetik belirteçleri kullanarak bir yöntem geliştirmiş olsalar da, bu yöntem de bazı durumlarda yanıltıcı olabiliyor.
Daha basit bir yöntem ise 'ip testi'dir. Bu testte, bakterinin ne kadar yapışkan olduğu incelenir. HvKP, yapışkan yapısıyla bilinir. Bir petri kabında yetiştirilen bakteri kolonisinden bir ip çekildiğinde, 5 mm'den uzun bir ip oluşuyorsa bu, hvKP için pozitif kabul edilir. Ancak bu testin de hassasiyeti sınırlıdır.
İyileşme Süreci
Hastanın durumunda, solunum yolundan alınan bakterinin ip testinde pozitif çıkması üzerine, test sonuçlarına göre hvKP türünü öldürebilecek antibiyotiklerle tedaviye başlandı.
Ancak ne yazık ki hastanın gözü için artık çok geçti. Hastaneye yatışının sekizinci gününde, gözündeki şişlik ve durumun ciddiyeti artmıştı. Göz küresi dışarı doğru fırlamış ve MRG sonuçları göz küresinin yanında başka bir apse oluştuğunu gösteriyordu. Optik sinirde de ciddi gerilme meydana gelmişti. Bu noktada gözde görme yeteneğinin geri kazanılması mümkün görünmüyordu. Etkili antibiyotiklere rağmen durum kötüleştiği için doktorlar hastanın gözünü almak zorunda kaldılar.
Bu tür vakalarda bazen karaciğer apsesinin boşaltılması ve beyin lezyonlarının cerrahi olarak çıkarılması önerilebilir. Ancak doktorlar, karaciğerdeki kitlenin yapısı ve beyindeki lezyonların sayısı ve küçük olması nedeniyle cerrahi müdahalenin riskli olduğuna karar verdiler. Bunun yerine, dokuz ay süren yoğun bir antibiyotik rejimi uygulandı. Neyse ki, bu sürenin sonunda yapılan görüntülemeler karaciğerdeki kitlenin iyileştiğini, akciğer nodüllerinin büyük ölçüde azaldığını ve beyin lezyonlarının belirgin şekilde küçüldüğünü veya kaybolduğunu gösterdi.
Doktorlar ayrıca, hastanın antibiyotik direncine sahip olmayan bir hvKP türü ile enfekte olmasının bir şans olduğunu belirttiler. Son yıllarda, küresel çapta hvKP vakalarındaki artışın yanı sıra, kritik antibiyotiklere dirençli türlerin de arttığına dair uyarılar yapılıyor. Bu dirençli vakalar, yüzde 50'nin üzerinde ölüm oranına sahip olabiliyor.