Kalp krizleri ve inmeler nadiren uyarı vermeden ortaya çıkar. Türkiye'de de geniş kapsamlı sağlık verileriyle desteklenen bir çalışma, kalp hastalıkları ve ciddi kardiyovasküler olaylar yaşayan bireylerin neredeyse tamamının, olay öncesinde dört temel risk faktöründen en az birine sahip olduğunu ortaya koydu.
Bu kritik risk faktörleri şunlardır: yüksek tansiyon (hipertansiyon), yüksek kolesterol, yüksek kan şekeri seviyeleri ve tütün kullanımı (geçmişte veya şu anda).
Yapılan uzun soluklu araştırmaya göre, bu dört faktörün bir arada ele alındığında, incelenen kardiyovasküler olayların yüzde 99'unu öncelikli olarak tetiklediği belirlendi. Araştırma sonuçları, özellikle genç kadınlar gibi kardiyovasküler olay riski daha düşük görünen demografilerde bile, kalp krizi veya inme vakalarının yüzde 95'inden fazlasının bu mevcut risk faktörleriyle bağlantılı olduğunu gösterdi.
Çalışmada en sık rastlanan risk faktörünün yüksek tansiyon olduğu vurgulandı. Yüksek tansiyonun, kalp krizi, inme veya kalp yetmezliği geçiren bireylerin %93'ünden fazlasında önceden var olduğu tespit edildi. Bu durum, yüksek tansiyonun yönetilmesinin, ciddi kardiyovasküler hastalıkların önlenmesinde kilit rol oynayabileceği anlamına geliyor.
Araştırmanın baş yazarlarından biri, bu bulguların, risk faktörlerinin bulunmadığı durumlarda ortaya çıkan kardiyovasküler olayların arttığı yönündeki güncel iddialara meydan okuduğunu belirtti. Bu sonuçların, önceki çalışmaların teşhisleri gözden kaçırdığını veya klinik tanı eşiğinin altındaki risk faktörü seviyelerini göz ardı ettiğini düşündürdüğü ifade edildi.
Başka bir kardiyolog tarafından yapılan değerlendirmede ise, bu sonuçların sağlık risklerinin ciddi ve potansiyel olarak ölümcül sonuçlara yol açmadan önce yönetilmesinin ne kadar önemli olduğunu açıkça gösterdiği vurgulandı. Bu risklerin önlenmesi ve tedavi edilmesi yönünde daha fazla çaba sarf edilmesi gerektiği belirtildi.
Son dönemde yapılan diğer araştırmalar da, özellikle genç yetişkinlerde kalp krizi riskine katkıda bulunan diğer nedenlerin rolünü yeterince takdir edemediğimizi öne sürüyor. Örneğin, yakın zamanda yapılan bir başka çalışma, 65 yaş ve altı bireylerde meydana gelen kalp krizi vakalarını inceledi. Bu incelemelerde, özellikle kadınlarda kalp krizlerinin yarısından fazlasının, geleneksel olarak kalp krizlerinin ana nedeni olarak kabul edilen damar tıkanıklığına (aterotromboz) bağlı olmadığı ortaya çıktı.
Kadınlarda kalp krizi vakalarının %34'ünün, vücuttaki diğer stres faktörleri (örneğin anemi veya enfeksiyon) nedeniyle oluşan oksijen arzı ve talebi arasındaki dengesizlikten kaynaklandığı tespit edildi. Bunların yanı sıra, arter duvarlarında yırtılmaların kan birikimine yol açtığı kendiliğinden koroner arter disseksiyonları (SCAD) ve vücudun başka bölgelerinden gelen kan pıhtılarının (emboli) da kalp krizlerinde önemli rol oynadığı belirtildi.
Bu araştırmalar, özellikle kadınlarda tarihsel olarak yeterince tanınmayan kalp krizi nedenlerine dikkat çekiyor. Bir kalp krizinin temel nedeninin anlaşılmasının, tedavi kadar önemli olduğu ve iyileşme ile tekrar nüksetme arasındaki farkı belirleyebileceği vurgulandı. Bu sonuçlar, doğru teşhis ve tedavi yaklaşımları için büyük önem taşıyor.