Bundan tam 100 yıl önce, 16 Mart 1926'da Massachusetts doğumlu fizikçi Robert Goddard, dünyanın ilk sıvı yakıtlı roketini başarıyla fırlattı. Bu ilk deneme, yaklaşık 12 metre yüksekliğe ulaşan ve sadece 2,5 saniye süren mütevazı bir uçuş olsa da, modern uzay çağının temellerini atan tarihi bir başarıydı. Goddard'ın "Nell" adını verdiği roketi, üç onyıl sonra sıvı yakıtlı roketlerin uzaya ilk nesneleri taşımasına, kısa bir süre sonra da insanları taşımasına öncülük etti. Ay'a insan ayak basması ise bu tarihi anın ardından yaklaşık 40 yıl sonra gerçekleşti.
Bu dönüm noktasını anmak ve uzay tarihine damga vurmuş anıları tazelemek adına, Teknoscope ekibi olarak en unutulmaz fırlatma anılarımızı sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyuyoruz. Siz de kendi favori fırlatma anılarınızı yorumlarda paylaşabilirsiniz.
Uzay Mekiği Endeavour'un Unutulmaz Gecesi
2010 yılının Şubat ayında, uzay mekiği programının son gece fırlatılışlarından birine tanıklık etme şansını yakaladım. Uluslararası Uzay İstasyonu (ISS) için önemli modülleri taşıyan bu görev, benim için kişisel bir anlam da taşıyordu. Eşim, Boeing bünyesinde bu modüller üzerinde çalışmıştı ve onunla birlikte, emeğinin sonunda ortaya çıkan bu donanımın uzaya uçuşunu izlemek büyük bir gurur kaynağıydı. Fırlatmadan önceki gün, uzay mekiği fırlatma alanları, Crawler-Transporter ve VAB gibi kritik tesislerde özel turlar düzenlendi. Fırlatma, hava koşulları nedeniyle ertelense de, bir sonraki gece Banana Creek gözlem alanından izlediğimiz fırlatma nefes kesiciydi. Gecenin karanlığını yırtan parlak ışık ve ardından gelen ses dalgası, unutulmaz bir deneyimdi. Mekik gökyüzünde yükselirken, SRB'lerin sesi, sadece kulaklara değil, tüm vücuda yayılan titreşimleriyle adeta bir konser niteliğindeydi. Sonrasında gökyüzünde beliren parlak yıldız misali uzaklaşan mekiği izlemek, insanı adeta büyülüyordu. Bu, hayatımda hiç görmediğim ve muhtemelen bir daha da göremeyeceğim muazzam bir deneyimdi.
Delta 1 Roketi ve 1977'nin Unutulmazları
Bugüne dek birçok önemli fırlatmaya tanıklık ettim. Ancak aklıma ilk gelen, yaklaşık 50 yıl önce Florida'da izlediğim, ne olduğunu tam olarak hatırlayamadığım bir roket fırlatmasıydı. Bu olayın yaşandığı yıl, aynı zamanda New York'un ünlü elektrik kesintisi ve "Star Wars" filminin vizyona girdiği 1977 yılıydı. O dönemde Kennedy Uzay Merkezi, Saturn fırlatmalarının sonu ile Mekik döneminin başlangıcı arasındaki geçiş sürecindeydi. Aile tatilimiz sırasında babamın bir sabah erken saatte gerçekleştirilecek fırlatmadan haberdar olmasıyla soluğu Cape Canaveral'da aldık. Sabahın erken saatlerinde havalanan roketin aydınlattığı gökyüzü, uykumuzu kaçırmaya yetti. O ana ait net bir anım olmasa da, o roketin tek ve statik görüntüsü zihnime kazınmış durumda.
Soyuz-FG: Yakınlığın Verdiği Tarihi His
Büyük roketler genellikle en görkemli fırlatmaları sunar. Ancak benim favorim, gördüğüm en küçük roketlerden biri: 2014 yılında fırlatılan bir Soyuz-FG roketiydi. O dönemde Rusya ve Kazakistan'da NASA'yı konu alan bir proje üzerinde çalışıyordum. Bu kapsamda, bir gazeteci arkadaşımla birlikte Star City ve Moskova'daki uzay tesislerini gezdikten sonra, Kazakistan'a geçerek mürettebatlı bir Soyuz fırlatmasına tanıklık ettik. Yuri Gagarin'in ve Sputnik'in uzaya gönderildiği tarihi fırlatma rampasının yakınında, adeta buz gibi bir havada bu anı yaşadık. 50 metre boyunda ve 4 metreden kısa bir çapa sahip Soyuz-FG, düşük yörüngeye yaklaşık 7 ton yük taşıyabiliyor. Ancak fırlatma alanına olan yakınlık, bu mütevazı boyutları unutturuyordu. Roket motorları ateşlendiğinde, neredeyse tepemizden yükseliyordu. Bir şeyler ters giderse yaşanabilecek olası tehlikeyi derinden hissettiğim anlar oldu. NASA'nın o zamanki ISS program direktörünün "Yeterince korkutucu muydu?" sorusuyla birlikte, roketlerin tepesine çıkıp uzaya giden cesur insanlara duyduğum hayranlık bir kez daha arttı.
Uzay Mekiği Atlantis: Gücün ve Coşkunun Birleşimi
Hayatım boyunca birkaç roket fırlatmasına tanıklık ettim. Ancak NASA'nın son uzay mekiği fırlatması, şüphesiz ki en unutulmazıydı. Fırlatma rampasına sadece birkaç kilometre mesafede, devasa geri sayım saatinin yanında duruyordum. Apollo roketlerinin yavaş kalkışını izlemeye alışkınken, Atlantis'in fırlatma rampasından ayrılışı inanılmaz bir hızdaydı. Kısa sürede bulutların arasına kaybolan mekik, ancak sesiyle varlığını hissettiriyordu. Ardından Wallops Adası'ndan yapılan bir fırlatmada Minotaur roketini ve geçen yılki SpaceX fırlatmasını da izledim. Özellikle 2023 "12 Saat Sebring" yarışları sırasında yapılan SpaceX fırlatması, pistteki araçların gürültüsü ve kalabalığın coşkusuyla birleşince, uzaya yükselen roketi izlemek apayrı bir deneyimdi. Bu anlar, her biri kendi içinde eşsiz bir güzellik barındırıyordu.
Uzay Mekiği Discovery: "Denizanası" Efekti
Bir uzay muhabiri olarak yüzlerce roket fırlatmasına tanıklık ettim. Ancak en görkemli olanı, 5 Nisan 2010'da Kennedy Uzay Merkezi'nden kalkan Uzay Mekiği Discovery'nin fırlatılışıydı. Paskalya Pazartesi sabahı, gün doğmadan hemen önce gerçekleşen fırlatmada, yedi kişilik mürettebat ISS'e doğru yola çıkıyordu. Yaklaşık 5 kilometre mesafeden izlediğim fırlatmada, Discovery gökyüzüne doğru inanılmaz bir güçle ilerliyordu. Kanatlı bir uzay aracının, devasa yakıt tankının kenarında, ince katı yakıt roketleriyle birlikte yörüngeye yükselişini izlemek büyüleyiciydi. İki roketin ürettiği parlak egzoz dumanı, adeta erimiş metal gibi görünüyordu. Bu fırlatmanın en dikkat çekici yanı ise, yakıt buharının gün ışığıyla etkileşime girerek oluşturduğu, "denizanası" benzeri eşsiz bir görüntüydü. Bugüne dek gördüğüm hiçbir fırlatmada bu tür bir görsel şölene rastlamamıştım. Discovery'nin bu olağanüstü gösterisi ve katı yakıt roketlerinin muazzam gücü, STS-131 görevini unutulmaz kılan anlardı.