Bilim dünyasında heyecan yaratan bir gelişme ile genetik saç dökülmesine karşı potansiyel yeni bir tedavi yöntemi keşfedildi. Erkek ve kadınlarda en sık görülen saç kaybı nedenlerinden biri olan kalıtsal saç dökülmesine karşı umut vadeden bu buluş, DNA'nın yapısında bulunan doğal bir şeker üzerine odaklanıyor.
DNA'nın temel yapı taşlarından biri olan ve deoksiribonükleik asidin 'deoksiriboz' kısmını oluşturan bu şeker, yara iyileşmesi üzerindeki etkileri araştırılırken bilim insanlarının dikkatini çekti. Fareler üzerinde yapılan topikal uygulamalar sırasında, tedavi edilen bölgelerdeki tüylerin, tedavi edilmeyenlere göre daha hızlı uzadığı gözlemlendi.
Bu ilginç bulgu üzerine harekete geçen araştırmacılar, konuyu daha derinlemesine incelemeye karar verdiler. Haziran 2024'te yayınlanan bir çalışmada, testosterona bağlı saç dökülmesi yaşayan erkek farelerin sırtlarındaki tüyler kazındı. Araştırmacılar, bu bölgelere günlük olarak az miktarda deoksiriboz şeker jeli uyguladılar. Birkaç hafta içinde, jel uygulanan bölgede 'sağlıklı' bir saç büyümesi gözlemlendi; uzun ve kalın tekil tüylerin çıktığı görüldü.
Deoksiriboz jeli o kadar etkiliydi ki, araştırmacılar bu jelin, saç dökülmesi tedavisinde yaygın olarak bilinen minoksidil etken maddesine sahip topikal tedaviler kadar iyi çalıştığını belirttiler.
Sheffield Üniversitesi'nden doku mühendisi Sheila MacNeil, araştırmalarının, saç dökülmesinin tedavisinde cevabın, saç foliküllerine kan akışını artırarak saç büyümesini teşvik etmek için doğal olarak oluşan bir deoksiriboz şekeri kullanmak kadar basit olabileceğini gösterdiğini belirtti.
Kalıtsal saç dökülmesi, genetik, hormon seviyeleri ve yaşlanma gibi faktörlerden kaynaklanan doğal bir durumdur ve erkekler ile kadınlarda farklılıklar gösterebilir. Bu durum, nüfusun önemli bir bölümünü etkilemesine rağmen, günümüzde bu rahatsızlığın tedavisi için onaylanmış yalnızca sınırlı sayıda ilaç bulunmaktadır.
Minoksidil, saç dökülmesini yavaşlatmaya ve bir miktar yeniden büyümeyi desteklemeye yardımcı olabilse de, herkes üzerinde aynı etkiyi göstermeyebilir. Minoksidil etkili olmadığında, erkek hastalar testosteronun dihidrotestosterona dönüşümünü engelleyen finasterid (reçeteli oral ilaç) kullanabilirler. Ancak bu ilaç henüz kadın hastalar için onaylanmış değildir.
Finasterid, erkek hastaların büyük çoğunluğunda saç dökülmesini yavaşlatabilse de, sürekli kullanılması gerekmektedir. Ayrıca, bu ilaç erektil disfonksiyon, testis veya meme ağrısı, libido azalması ve depresyon gibi istenmeyen ve bazen ciddi yan etkilere sahip olabilir.
MacNeil ve meslektaşları, yazdıkları makalede, androgenetik alopesinin tedavisinin hala zorlu olduğunu vurguladılar. Araştırmacılar, biyolojik olarak parçalanabilen ve toksik olmayan bir deoksiriboz jel tasarlayarak, erkek tipi kellik modelindeki farelere uyguladılar. Karşılaştırma amacıyla, minoksidil de kullanıldı ve bazı farelere hem şeker jeli hem de minoksidil birlikte uygulandı.
Herhangi bir ilaç içermeyen jel alan farelerle karşılaştırıldığında, deoksiriboz şekeri içeren jel alan farelerde yeni saç foliküllerinin büyümeye başladığı görüldü. Hem minoksidil hem de şeker jeli, erkek tipi kellik yaşayan farelerde %80 ila %90 oranında saç büyümesini teşvik etti. Ancak, bu iki tedavinin birleştirilmesi belirgin bir ek fayda sağlamadı.
20 günlük deneme boyunca çekilen fotoğraflar, etkinin net bir şekilde ortaya koydu. Araştırmacılar, deoksiriboz jelinin farelerde neden daha uzun ve kalın saç büyümesini tetiklediğini tam olarak anlamamış olsalar da, tedavi edilen bölgede kan damarlarında ve deri hücrelerinde bir artış olduğunu gözlemlediler.
Araştırmacılar, saç köküne ne kadar iyi kan akışı sağlanırsa, çapının o kadar büyük olacağını ve dolayısıyla saç büyümesinin de o kadar fazla olacağını belirttiler.
Eğer deoksiriboz jeli insanlarda da etkili olursa, alopesi tedavisinde veya kemoterapi sonrası saç, kirpik ve kaş büyümesini uyarmak için kullanılabileceği düşünülüyor. Yazarlar, bu alanın yeterince araştırılmadığını ve bu nedenle yeni yaklaşımlara ihtiyaç duyulduğunu vurguladılar.
Mevcut deneyler yalnızca erkek fareler üzerinde yapılmış olsa da, gelecekteki araştırmalar, bu doğal şekerlerin testosterona bağlı alopesi yaşayan dişi farelerde de işe yarayıp yaramayacağını ortaya koyabilir.
MacNeil, yaptıkları araştırmanın henüz çok erken aşamada olduğunu ancak sonuçların umut verici olduğunu ve daha fazla incelemeyi hak ettiğini belirtti. Bu çalışma, Frontiers in Pharmacology dergisinde yayınlandı.