İnternetin altyapısını oluşturan en önemli unsurlardan biri olan IPv6 protokolü, çoğu zaman göz ardı ediliyor. 1998 yılında IPv4'ün sınırlı adres kapasitesine bir çözüm olarak tasarlanan IPv6, başlangıçta karmaşık ve uygulaması zor bir yenilik olarak görülüp pek rağbet görmemişti. Ancak, 2128'e varan muazzam sayıda olası adres sunan bu protokol, nihayet internetin geleceğinde hak ettiği yeri bulmaya başladı.
Zorunluluklar zamanla bu durumu değiştirdi. Yapılan istatistikler, Google hizmetlerine erişimde IPv6 bağlantılarının kısa bir süre için yüzde 50'ye ulaştığını gösteriyor. Bu, tarihi bir dönüm noktası olarak kayıtlara geçti. Mevcut verilere göre, dünya genelinde IPv6 kullanımı yüzde 43 seviyesinde seyrederken, Asya ve Amerika kıtaları da bu orana hızla yaklaşıyor. Hatta trafiğin yüzde 40'ının IPv6 üzerinden gerçekleştiği analizleri de dikkat çekici bir tablo sunuyor. Bu rakamlar, sadece adres sayısını değil, fiilen aktarılan veri paketlerini de ölçtüğü göz önüne alındığında oldukça etkileyici.
1980'lerden kalma, bildiğimiz IPv4 formatı teorik olarak yaklaşık 4.3 milyar, pratikte ise 3.7 milyar civarında adres sunuyordu. Bu sayı başlangıçta bol gibi görünse de, internetin bu denli hızlı bir patlama yaşayacağı kimse tarafından öngörülememişti. Kuzey Amerika'daki IPv4 alanını yöneten IANA, yaklaşık 2011 yılında IPv4 adreslerini tüketirken, Avrupa'daki eşdeğeri RIPE NCC de yaklaşık yedi yıl önce, 2019'da daha fazla dört baytlık adres sağlayamadı. Asya, Afrika ve Latin Amerika IP kayıt kuruluşları da benzer zamanlarda tükenme yaşadı.
İnternete bağlı cihazların hızla artması, ev bilgisayarlarının ve ardından akıllı telefonların adresleri yoğun bir şekilde kullanmasıyla IPv4 alanı tükendi. Son on yılda ise nesnelerin interneti (IoT) cihazlarının yükselişi ve bulut bilişim, kalan son adres kırıntılarının da hızla tükenmesine neden oldu. 2019'da IPv4 adresleri adet başına 50 dolardan alıcı buluyordu ve bu durum devam ederek nadir bir meta haline geldi. Hatta bloklar halinde bu adreslerin kredi teminatı olarak kullanıldığı bile görüldü.
Günümüzde birçok kişi kolayca bulutta barındırılan bir sunucu kurabiliyor, ancak bunları internete açmak için bir genel IP adresi atamak gerekiyor. Hatta bu adres kıtlığı, bazı şirketler için yeni bir iş modeline dönüştü. Saatlik IPv4 ataması için küçük bir ücret talep edilmesi, muhtemelen pek çok mühendisi, bu kısır döngüyü kırmak amacıyla hizmetlerine IPv6 bağlantısı eklemeye teşvik etti.
Günümüzde IPv6 kullanmamak için teknik bir sebep yok denecek kadar az olsa da, bazı eski alışkanlıklar devam ediyor. Başlangıçta, IPv6'yı IPv4 içine tünelleme çözümleri zahmetli ve kararsızdı. Ayrıca, çoğu evin kullandığı gibi, birden fazla bilgisayarın tek bir adresin arkasında yer almasını sağlayan Ağ Adresi Çevirisi (NAT) teknolojisinin yaygınlaşması da, karşı çıkanların IPv6 ihtiyacını göz ardı etmesine neden oldu.
Bazı kişiler, IPv6 paket başlığının ek 20 baytı nedeniyle önemli bant genişliği kayıpları, daha yüksek CPU kullanımı ve hatta saç dökülmesine yol açtığını düşünmeye devam ediyor. Gerçekte ise, 11 yıl önce yapılan testler, IPv6 bağlantısının genel olarak yüzde 10-15 daha hızlı olduğunu gösterdi. Ağ devi Akamai ise mobil sayfa yükleme hızlarında yüzde 5'lik bir artış kaydetti. Bu hız artışlarının temel nedeni, IPv6 ile NAT, proxy ve diğer karmaşık işlemlerle matematik yapma ihtiyacının azalmasıdır; çoğu durumda her şeyin birbiriyle doğrudan bağlantı kurabilmesidir.
Ancak en büyük nedenlerden biri muhtemelen, "bozuk değilse tamir etme" şeklindeki eski düşünce tarzı ve çoğu işletmenin, gelecekte ortaya çıkacak bir sorundan ziyade içinde bulunduğumuz çeyreğe odaklanmasıdır.