Mayıs 2024'te yaşanan ve daha önce nadiren görülen bölgelerde bile kutup ışıklarının belirginleştiği güneş fırtınasını birçok kişi hatırlayacaktır. Milyonlarca insan gökyüzünü izlerken, bilim insanları Güneş'in kendisine odaklanmıştı.
Üç aydan uzun bir süre boyunca, Güneş'in her iki tarafına yerleştirilmiş iki gözlemevi, Güneş yüzeyindeki aktif bir bölgeyi doğumundan ölümüne kadar neredeyse kesintisiz bir şekilde takip etmeyi başardı. Bu, yeni bir rekor anlamına geliyor ve bu başarı, uzay havası tahminlerinin iyileştirilmesine yardımcı olabilir.
Bu aktif bölge, NOAA 13664 olarak adlandırıldı. 16 Nisan 2024'te Güneş'in görünmeyen yüzünde doğduktan sonra, Mayıs ayında Dünya'ya doğru döndü ve son yılların en güçlü jeomanyetik fırtınalarını tetikledi. 18 Temmuz 2024'te görüş alanından çıktığında, bölge tekrar görünür hale geldiğinde sakinleşmiş görünüyordu.
Bilim insanları, bu 90 günlük süre boyunca NOAA 13664'ü neredeyse hiç durmadan gözlemlemeyi başardı. Sadece 26-29 Nisan tarihleri arasında kısa bir süre kaybettiler.
İsviçre'deki ETH Zürih'ten bir güneş fizikçisi olan Ioannis Kontogiannis, "Bu, tek bir aktif bölge için oluşturulan en uzun kesintisiz görüntü serisi," dedi ve bunun güneş fiziğinde bir dönüm noktası olduğunu belirtti.
Normalde, bilim insanları aktif güneş bölgelerini incelemek için zaman zaman yaklaşık iki haftalık bir süreye sahip oluyorlar. Güneş her 28 günde bir kendi etrafında döndüğü için, herhangi bir bölge Dünya'dan sadece bu sürenin yarısı kadar görülebiliyor.
Ancak bu durumda, iki uzay aracı aynı anda farklı konumlardan bölgeyi izleyebildi. Avrupa Uzay Ajansı (ESA) tarafından 2020'de fırlatılan Solar Orbiter, NOAA 13664 doğarken Güneş'in görünmeyen yüzünü gözlemliyordu. NASA'nın Güneş Dinamikleri Gözlemevi ise Dünya yörüngesinden gözlem görevini sürdürdü.
Bu iki "gökteki göz" sayesinde araştırmacılar, aktif bölgenin manyetik alanlarının zamanla nasıl geliştiğini ve bu değişikliklerin güneş aktivitesini nasıl yönlendirdiğini izleyebildiler.
Güneş fırtınaları sadece muhteşem ışık gösterileri sunmakla kalmıyor; aynı zamanda uydulara, elektrik şebekelerine ve iletişim sistemlerine zarar verebiliyorlar. Bu nedenle, bu fırtınaları daha iyi anlamak ve ne zaman vurabileceklerini tahmin etmek büyük önem taşıyor.
Bu araştırmanın sonuçları, Astronomy & Astrophysics dergisinde yayımlandı.