Geyikler, morötesi ışığı görme yeteneğine sahip olmalarının yanı sıra, bu dalga boylarında parlayan izler de bırakabiliyor. Bu keşif, geyiklerin birbirleriyle nasıl iletişim kurduğunu ve çevrelerini nasıl algıladıklarını tamamen yeni bir ışık altında gösteriyor.
Özellikle erkek ak kuyruklu geyiklerin, sonbahar üreme mevsiminde ormanda kendi izlerini bıraktığı biliniyor. Boynuzlarını ağaçlara ve orman zeminine sürterek boynuz tüylerini dökerler ve bez salgıları, idrar ve dışkı şeklinde koku işaretleri bırakırlar. Bu işaretler, 'geyik sürtmeleri' (ağaç ve çalılarda) ve 'koku işaretleme sıyrıkları' (yerde) olarak bilinir ve diğer hayvanlara bir geyiğin varlığı hakkında bilgi verir; rakipler için bir uyarı, potansiyel eşler için ise bir çağrı niteliği taşır.
Ancak anlaşılan o ki, geyikler sadece koku yoluyla iletişim kurmuyor. Amerika Birleşik Devletleri'ndeki bir üniversitede yapılan araştırmalar, bu işaretlerin morötesi dalga boylarında parladığını ortaya koydu. Daha önceki çalışmalar, geyiklerin gözlerinin bu ışığı görmeye yetenekli olduğunu göstermişti.
Yapılan araştırmada, bu parlaklığın geyiklerin görsel yeteneklerine göre görünür olacağı belirtiliyor. Bu, bilim insanlarının bir memelinin çevresinde fotolüminesansı kullandığına dair ilk kanıtı belgeliyor. Ayrıca, fotolüminesansın biyolojik bir işlevi olup olmadığını sorgulayan birçok kriteri de karşılıyor.
Araştırmacılar, serbestçe dolaşan geyiklerin bulunduğu bir araştırma ormanında, sonbahar aylarında yaklaşık birer ay süren iki dönem boyunca 109 sürtme ve 37 sıyrık işaretini belirledi. Ardından, alacakaranlık ve şafak vakti (geyiklerin en aktif olduğu zamanlar) gökyüzünde bolca bulunan 365 nm ve 395 nm dalga boylarındaki morötesi el fenerleriyle bu bölgelere gece gittiler. Geyiklerin bu dalga boylarındaki yansımaları veya emisyonları görebildiği bilindiğinden, bu el fenerleri altında parlak bir şekilde parlayan herhangi bir şeyin geyiğin gözü için kolayca görülebilir olması bekleniyor.
Bilim insanları, bu işaretlerin çevresine göre daha parlak olduğunu ve fotolüminesans sergilediğini bildirdi. Bu parlaklığın ağaçlardan mı yoksa geyik kalıntılarından mı kaynaklandığı tam olarak bilinmiyor. Örneğin, geyik idrarı, uzun UV dalga boyları altında uyarılan porfirinler ve amino asitler içerir. Erkek geyiklerin alın bezlerinden salgılanan fenoller ve terpenlerin de benzer bir özelliğe sahip olduğu düşünülüyor. Geyikler bitkilere zarar verdiğinde, fotolüminesans sergileyen bileşik türleri olan odunsu lignin ve bitki terpenlerini ortaya çıkarırlar.
Araştırmacılar, fotolüminesansın geyik alın bezlerinin salgılarından mı yoksa ahşap özelliklerinden mi kaynaklandığına bakılmaksızın, sürtmelerin çevresine kıyasla benzersiz bir şekilde geyiklerin görüşüne uygun bir şekilde görsel bir kontrast oluşturduğunun altını çiziyor. Morötesi el fenerlerinin her iki türünde de, geyik işaretlerinden yayılan fotolüminesans, geyik gözündeki kısa ve orta dalga boylu görünür ışığa duyarlı koniler tarafından algılanabilecek türdeydi. Bilim insanları bunun, geyiklerin alacakaranlık ve şafak vakti düşük ışık koşullarına adapte olmuş görme yeteneklerini yeniden doğruladığını belirtiyor.
Daha da etkileyici olanı, bu bulgular geyiklerin ormanda, bizim göremediğimiz ışık yayan 'duyuru panoları' ile iletişim kurduğunu öne sürüyor. Geyiklerin ne söylediği ise, daha fazla araştırma yapılana kadar tam olarak bilinemeyecek. Araştırmacılar, fotolüminesansın varlığının davranışsal bir değişikliğe neden olup olmadığını doğrudan test etmediklerini, ancak sürtmelerin parlaklığının geyik hormon seviyelerinin arttığı zamanda arttığını ve davranış değişikliklerinin üreme mevsiminin ilerlemesiyle değiştiğinin bilindiğini ifade ediyorlar.