Karanlık enerji, evreni anlamaya çalıştığımız en önemli ve gizemli bileşenlerden biri. Doğrudan göremediğimiz bu varlığın en belirgin etkisi, evrenin genişleme hızının giderek artmasıdır. Ancak son zamanlarda yapılan gözlemler, bu genişlemenin teorik hesaplamalarla tam olarak örtüşmediğini gösteriyor. Bu durum, karanlık enerjinin zamanla değiştiği ve evrenin genişlemesi ile kozmolojik fiziğin genelini derinden etkileyebileceği ihtimalini ortaya koyuyor.
Yeni bir araştırma, mevcut verilerdeki belirsizliklerin ve özellikle süpernova ölçümlerindeki potansiyel hataların, karanlık enerjiye dair 'kriz' olarak adlandırılan bu durumu ortadan kaldırabileceğini öne sürüyor. Bu çalışma, evrenin genişleme hızındaki tutarsızlıkların, hassas ölçümlerdeki küçük sapmalardan kaynaklanabileceği alternatif bir senaryo sunuyor.
Tartışmanın temelinde, son dönemde yayımlanan ve astronomi jargonunda DR2 olarak bilinen yeni veri setleri yer alıyor. Daha önceki çalışmalar, bu yeni galaksi haritaları ile Büyük Patlama'nın kalıntıları olan Kozmik Mikrodalga Arka Planı (CMB) arasında bir uyumsuzluk olduğunu ortaya koymuştu. Bu uyumsuzluğun olası bir açıklaması, karanlık enerjinin milyarlarca yıl boyunca güçlenip zayıflayarak 'evrimleştiği' yönündeydi.
Ancak yapılan bu yeni çalışma, bu çıkarımın aceleci olabileceğini savunuyor. Olağanüstü iddialar için olağanüstü kanıtlar gerektiğini belirten araştırmacılar, DR2 verileri ile CMB arasındaki uyumsuzluğu açıklayabilecek çok net bir potansiyel hatanın bulunduğunu belirtiyor. Bu hata ise süpernova ölçümlerindeki sapmalar. Eğer süpernovaların parlaklıkları sadece yüzde 0.02 kadar bile farklı ölçülmüşse, bu durum gözlemlenen uyumsuzluğu açıklayabilir.
Süpernovalar, evrenin uzak mesafelerini ölçmek için yaygın olarak kullanılıyor. Bu nedenle parlaklıklarının doğru bir şekilde belirlenmesi, mesafe ölçümlerinin doğruluğu için kritik önem taşıyor. Mevcut teleskop teknolojisinin bu hassasiyeti her zaman sağlayıp sağlamadığı konusunda ise soru işaretleri bulunuyor.
Bir diğer potansiyel hata kaynağı ise evrensel ölçekte kullanılan 'kozmik cetvel' olarak adlandırılan ses ufuklarıdır. Bu, erken evrende var olan sıcak plazmadaki ses hızında, bir madde yığınının ne kadar uzağa hareket edebileceğini ölçer. Evren soğuyarak ilk atomların oluştuğu ve bu dalgaların donduğu yaklaşık 380.000 yıllık bir süreçten sonra sabitlenen bu mesafe, diğer gök cisimlerine olan uzaklığı ölçmek için bir referans noktası olarak kullanılıyor. Ancak bu da bir ölçüm olduğu için, ölçümde kullanılan enstrümanlardaki küçük hatalar, sonraki hesaplamalarda da hatalara yol açabilir.
Bu tür belirsizlikleri gidermek için, araştırmacılar Alcock-Paczynski (AP) diyagnostiği adı verilen matematiksel bir yöntemi öneriyor. Bu teknik, ses ufukları yerine, evrenin erken tarihindeki belirli bir noktanın belirsiz ölçümlerine dayanmayan, hesaplanmış bir evren şeklini kullanıyor.
Eğer bu kontroller yapıldıktan sonra bile karanlık enerji hala dalgalanma gösteriyorsa, araştırmacılar bunun için de potansiyel açıklamalar sunuyor. Bunlardan biri, karanlık enerjinin evrenin başlangıcından bir süre sonra 'çözülmeye' başladığı ve zamanla giderek daha fazla etkileşime girdiği, bunun da evrenin genişlemesi olarak algılandığı Late-Transition Interacting Thawer (LTIT) modelidir. Bir diğer olasılık ise, karanlık enerjinin belirli bir noktada aşırı derecede güçlenerek 'hayalet enerjiye' dönüştüğü 'Phantom Crossing' senaryosudur. Ancak bu teori doğruysa, mevcut standart fizik modellerini aşan yeni bir fizik anlayışına ihtiyaç duyulacağı belirtiliyor.
Sonuç olarak, karanlık enerji ve onunla ilgili gizemler hakkındaki kanıtlar hala toplanıyor. Neyse ki, bu alanda daha fazla veri geliyor ve bazıları şimdiden inceleniyor. Örneğin, kozmik araştırma aracı Euclid'in yakın zamanda yayımlanan ilk veri seti, astrofizikçiler tarafından evrendeki bu karanlık güç hakkında daha fazla bilgi edinmek amacıyla inceleniyor. DESI ise üçüncü veri sürümü için veri toplamaya devam ediyor ve bu verilerin bu yılın ilerleyen zamanlarında yayımlanması bekleniyor.