Ağızdaki mikroorganizmaların iletişim kanallarını "hackleyerek" faydalı bakterilerin seviyesini artırmak, diş çürüğü riskini azaltmak ve ağız hijyenini iyileştirmek için yeni bir strateji sunuyor. Yeni araştırmalar, bu iletişimi engelleyerek daha sağlıklı bir ağız ortamı yaratılabileceğini gösteriyor.
Bakteriler, "komünite algılaması" (quorum sensing) adı verilen kimyasal tabanlı bir mesajlaşma sistemi kullanır. Bu sistem, hangi bakteri türlerinin hayatta kalacağını, gelişeceğini ve vücudun farklı bölgelerinde yayılacağını belirleyen genetik ifadeleri etkiler.
ABD'deki bir üniversiteden araştırmacılar, laboratuvar ortamında yetiştirilen ve insan diş plağını oluşturan bakteri topluluklarının analizine dayanarak, bu sinyallerin ağızda nasıl işlediğini ve nasıl kesintiye uğratılabileceğini gösterdi.
Araştırmacılar, bakterilerin iletişim kurmak için kullandığı kimyasal sinyalleri bozarak, plak topluluğunu sağlığa faydalı aşamasında tutmanın veya bu aşamaya geri döndürmenin mümkün olabileceğini belirtiyor.
Bu bakteriyel "fısıltıyı" bozma süreci henüz erken aşamalarında olsa da, araştırmacılar genellikle diş eti hastalığına (periodontal hastalık) neden olan bakterilerin büyümesini teşvik eden sinyalleri "kapatmanın" bir yolunu buldu.
Diş plağının gelişimi, ekosistemdeki ormanlar gibi bir sıra izler. Başlangıçta yerleşen bakteriler genellikle zararsızdır ve iyi ağız sağlığı ile ilişkilidir. Zamanla, daha fazla çeşitlilik gösteren geç kolonizatörler arasında, periodontal hastalıkla güçlü bir şekilde ilişkili olan bazı zararlı bakteriler de yer alır.
Araştırmacılar, bazı bakterilerin komünite algılaması için kullandığı "N-Acyl homoserine laktonlar" (AHL'ler) adı verilen molekülleri inceledi. Belirli enzimlerin, AHL'leri engelleyerek komünite algılamasını bloke edebileceğini keşfettiler.
Bu engelleme süreci, diş plağına katkıda bulunan bakteriler yerine daha sağlıklı bakterilerin büyümesini teşvik etti. Bakteriyel iletişimin bizim yararımıza nasıl manipüle edilebileceğini tam olarak anlamak için hala uzun bir yol olsa da, bu çalışma bunun nasıl mümkün olabileceğine dair umut verici bir bakış açısı sunuyor.
Bir diğer önemli bulgu ise, AHL sinyalleşmesi ile oynamanın, diş ve diş etlerinin yüzeylerindeki gibi standart koşullarda büyütülen bakteri kolonileri ve plaklar gibi düşük oksijenli ortamlarda büyütülen koloniler üzerinde farklı etkiler yaratması oldu.
Biyofilmler halinde büyüyen bakteriler, serbest yüzen topluluklara göre tedaviye daha duyarlıydı. Oksijensiz (anaerobik) ortamlardaki bakteriler AHL sinyalleri üretmese de, başka yerlerden gelen sinyalleri algılayabildiler. Bu durum, bakteriyel iletişim sisteminin nasıl çalıştığına dair anlayışımızı daha da geliştirdi.
Araştırmacılar, diş eti çizgisinin üstünde ve altında komünite algılamasının çok farklı roller oynayabileceğini ve bunun periodontal hastalıkların tedavisine yaklaşımımızda önemli çıkarımları olduğunu belirtiyor.
Bu basitleştirilmiş laboratuvar koşullarında görülen süreçlerin gerçek ağızda da meydana geldiğini doğrulamak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulacak ve çalışma, diş eti hastalığı veya diş çürükleri üzerindeki etkiyi ölçmedi.
Ancak elde edilen yeni bilgiler teşvik edici. Ayrıca, diş ve diş etlerinin sağlığının beyin, kalp ve genel vücut sağlığı ile bağlantılı olduğunu biliyoruz. Araştırmacılar, burada kullanılan yaklaşımların vücudun diğer bölgelerindeki bakteriyel enfeksiyonlarla mücadelede yardımcı olabileceğini umuyor.
Araştırmacılar, bakteriyel toplulukların nasıl iletişim kurduğunu ve organize olduğunu anlamanın, tüm ağız bakterilerine savaş açmak yerine sağlıklı mikrobiyal dengeyi stratejik olarak koruyarak periodontal hastalığı önlemek için bize yeni araçlar sağlayabileceğini düşünüyor.