Bilim dünyası, uzun ömürlülük sırlarını çözmeye bir adım daha yaklaşıyor. Yapılan yeni bir araştırma, 100 yaş ve üzerindeki bireylerin (centenarian) kanında yaşlanmayı yavaşlatan 37 protein tespit etti.
İsviçreli bilim insanları, 30-60 yaş arası genç bireyler, 80-90 yaş arası yaşlılar ve 100 yaşın üzerindeki centenarian'lardan kan örnekleri topladı. Bu örnekler üzerinde yapılan analizlerde, plazma proteinlerinin evrimi, metabolizma, bağışıklık sistemi ve genel yaşam süresi üzerindeki etkileri incelendi.
Araştırmada ölçülen 700'den fazla protein arasından, 37 tanesinin profili "en genç grubun profiline daha yakın, yaşlıların profiline ise daha uzak" bulundu. Bu durum, centenarian'ların yaşlanma sürecinden tamamen kaçınmadığını, ancak bazı temel mekanizmaların önemli ölçüde yavaşladığını gösteriyor.
Bu protein profilinin çoğunluğu, bağışıklık sistemini ve metabolizmayı düzenliyor. Bazıları kırmızı kan hücrelerinin geri dönüşümü ve Alzheimer gibi nörodejeneratif hastalıklarla ilişkili işlevsiz proteinlerin vücuttan atılması için hayati önem taşıyor. Diğerleri ise kanser oluşumunu baskılayan kontrollü hücre ölümü olan apoptozu tetikliyor. Keşfedilen proteinlerden bazıları ise yağ metabolizması ve insülin salgılanması ile ilişkilendirilerek metabolik hastalıklara karşı koruma sağlıyor.
Proteinler ayrıca, hücrelerimizi saran ve vücudumuzun "çimentosunu" oluşturan jel benzeri bir ağ olan hücre dışı matrisin korunmasında da rol oynuyor. Centenarian'larda bu proteinlerin zenginleştiği gözlemlendi.
Ancak araştırmanın en dikkat çekici bulgularından biri, vücudun aşırı bağışıklık tepkilerinden kaynaklanan ve yaşlanmayı hızlandıran oksidatif stresle ilişkili beş protein oldu. Vücut, patojenlerle savaşmak ve enfeksiyonları önlemek için serbest radikaller üretir. Ancak kontrolsüz serbest radikal üretimi, iltihaplanmaya ve doku hasarına yol açarak otoimmün bozukluklar, kanser ve nörodejeneratif hastalıklar gibi sorunlara neden olabilir.
Şaşırtıcı bir şekilde, bu çalışmadaki centenarian'lar, standart yaşlı popülasyonuna göre daha az antioksidan protein üretiyordu. Bu durumun, daha düşük oksidatif stres seviyelerine bir yansıması olduğu düşünülüyor. Yani, daha az ihtiyaç duydukları için daha az antioksidan proteine sahip olmaları, bir nevi "tavuk mu yumurtadan çıkar, yumurta mı tavuktan" ikilemini andırıyor.
Benzer şekilde, centenarian'larda insülin salgılanmasını tetikleyen ve bazı ilaçların temelini oluşturan GLP-1 hormonunu parçalayan bir proteinin korunduğu da tespit edildi. Bu, centenarian'ların aşırı insülin üretimine ihtiyaç duymadan iyi bir glukoz dengesini koruyabildiklerini düşündürüyor.
Genel olarak, bu bulgular centenarian'ların, düzensiz metabolizmayı kontrol etmek için gereken proteinlerin aşırı aktivitesinden ziyade, optimize edilmiş metabolik sağlıklarından faydalandığına işaret ediyor. Ayrıca, yaşlanmanın bağışıklık sistemini bozarak sürekli bir iltihaplanma durumuna yol açtığını öne süren 'inflammaging' teorisini de destekliyor.
Araştırmacılar, uzun ve sağlıklı yaşlanmanın genetik faktörlere ek olarak yaşam tarzı ile de şekillendirilebileceğini vurguluyor. Yetersiz beslenme, hareketsizlik ve sosyal bağların zayıflaması gibi faktörlerin yaşlanma sürecini olumsuz etkilediği belirtiliyor. Dolayısıyla, meyve tüketimi, düzenli egzersiz ve sosyal etkileşimler gibi yaşam tarzı seçimlerinin, uzun ve sağlıklı bir yaşamın anahtarı olabileceği düşünülüyor.